Türkiye’nin İlk Kadın Spor Müdürü Simge Fıstıkoğlu’yla
Ayağını yere sağlam basan bastığı yerden ses getiren program “Topuklu Krampon’un”
sunucusu Simge Fıstıkoğlu’yla fıstık gibi bir röportaj yaptık.

Topuklu Krampon ismi nereden geliyor?
İsimle ilgili tüm tebrikleri prodüktörümüz, yapımcımız sevgili patronumuz Naim Bey
adına kabul ediyorum. Keşke isim annesi ben olsaydım ama değilim. Gerçekten ismi
çok seviyorum. İsmi duyduğumda zaten gerçekten içinde yer alabileceğim bir iş
olduğuna inandım. Yaz sezonunda başka kanallardan, başka spor programlarından
teklif geldi hepsine hayır dedim. Sporun içinde olmak gibi bir fikrim yoktu bu sezon
için ama buradaki ekip ve yaratıcıkları beni ikna etti çok da mutluyum.

Spora adım atma nedeniniz?

5 yıl spor servisinde çalıştım. Türkiye’nin ilk kadın spor müdürüyüm. Zaten
spora ciddi bir ilgim vardı. Mesleğe başlarken de spor spikeri olarak başladım ama ilk
günden itibaren kendi haberlerimi yazarak başladım. Sadece prompterdan okuyan
spiker olarak başlamadım. Bana en cazip gelen kısım; o haberleri kendim yazacak
olmam, seslendirecek olmamdı. Dolayısıyla hep işin mutfağında da bulundum. 5.
Senenin sonunda artık biraz daha fazla soru sormak başka konularda da fikir sahibi
olabilmek motivasyonuyla gece haberleri ve sabah kuşağında çalıştım. Fakat futbol iç
bir zaman çıkmadı hayatımdan, çıkmasını da istemiyorum çok seviyorum futbolu.

Bu sezon gelen bu teklif sırf kadınların olduğu bir format olduğu için, TRT Spor’un
elinde maç görüntüleri olduğu için çok cazipti. Çünkü diğer kanallarda görüntüler
olmadığı için futbola ait her şey konuşuluyor. Futbolcuların özel hayatları
konuşuluyor, eşleri konuşuluyor, arabaları konuşuluyor bir tek futbol konuşulmuyor.
Bizde %90 futbol konuşuluyor. Çünkü elimizde görüntüler var; atılan goller, kaçırılan
goller, penaltılar, kartlar… Biz bunları %100 konuşabildiğimiz için çok cazipti bu teklif
öyle kabul ettim zaten.

Özel kanallarda görev yaptınız. Artılarıyla eksileriyle TRT’yi diğer kanallarla
kıyaslayabilir misiniz?

İlk defa bu soruyu duyuyorum. Benim de aklıma böyle bir fark gelmedi demek
ki çok büyük fark yok ki hissetmemişim böyle bir şeyi, düşünme ihtiyacı duymamışım.
Sadece şunu belki söyleyebilirim. Aslında TRT’nin kadrolu çalışanı değilim. TRT çatısı
altında dış yapıma bağlı çalışıyorum, hizmet veriyorum. Sadece şöyle bir artısını
seziyorum seyirciden aldığım tepkilerle: özellikle TRT Spor ve TRT kanalları kablosuz
olduğu için, her evde bulunduğu için değişik bir etkisi, değişik bir erişim gücü var.
Özellikle TRT Spor’un o anlamda sadık seyircisi var. Futbolu seven kemik bir kitlesi
var. Çok daha aktifler, tepkilerini hızlıca paylaşıyorlar, iyi takip ediyorlar. O anlamda
daha takipkâr diyebilirim. Ciddi haber kanalı enflasyonu var Türkiye’de ve 7/24 yayın
yapıyorlar. Dolayısıyla yüzlerce haber spikeri var ama bir tane TRT Spor var, bir tane
Lig TV var, bir tane NTV Spor var. Bunlar en büyük kitlelere ulaşan kanallar. Buralarda
da kadın enkır kadın moderatör az. Dolayısıyla daha dikkat çekici oluyorsunuz, daha
sadık bir kitle ve daha dikkatli bir kitle oluyor.

Maç anlatmayı hiç düşündünüz mü?

Hiç düşünmedim. Çünkü benim ileri derece gözlerim bozuk. Ben çok yakındaki
bir televizyonda bile zaman zaman sıkıntı çekiyorum. 6 derece sağ gözüm, 4 derece
sol gözüm ve buna bir de astigmat eklenince benim gerçekten burnumun ucunu
görüyor olmam mucize (Gülüyor.)
Başarılı yapamam. Önünde zaten monitör oluyor, biliyorum. Çok bulundum statlarda,
maç anlatılan odalarda ama bazen o kadar ince oluyor ki monitörden ziyade sizin o an
habere bakmanız gerekiyor. Çünkü monitörde neticede rejinin ekranını seçtiğini
görüyor. Belki sizin aşağıya inisiyatif kullanıp bakmanız lazım, gözlemlemeniz lâzım bir
yandan da. Bende o yeti yok maalesef. O yüzden anlatamam. Bir anlatıcının yanında
yorum yapan o ikinci spiker olmayı çok istiyorum. O esnada maçı birebir anlatan kişi
değil ama eşlik eden olmak çok isterim.

Sosyal medyanın gelişmesiyle yurttaş gazeteciğinin geldiği noktayı nasıl
değerlendiriyorsunuz?

Bir yıl önce Marmara Üniversitesi’nde ben ders verirken o dönem okuduğum
bir röportajda bir alıntı yapmıştım daha ilk derse. Haberciliğin kuralı evet 5N+1K ama
bunu artık güncellememiz bunun içine kurgu da katmamız gerekiyor. Ben çok uzun
zamandır gazete okumuyorum. Basılı olarak evime alma ihtiyacı duymuyorum.
Tabletten bakarsam bakıyorum ama ilk olarak gazeteyi ya da televizyonu açmıyorum.